Hayatımın kadını yazmış yine yazacağını^^

Kiminin birini alır bin eder Allah, Kiminin binini yerle bir eder Allah!

&

Malûmunuzdur. Hoca Nasreddin bir gün çarşıya giderken, mahallenin çocukları etrafını sarar ve heyecanla siparişlerini sunarlar:

-Hoca bize düdük al! Hoca bize düdük al!

İçlerinden sadece birisi, elini cebine atıp düdük parası verir. Hoca da çarşının yoluna koyulur. Akşam olup da mahalleye dönünce, aldığı tek bir düdüğü uzatıp sahibine teslim eder Hoca. Diğer çocuklar, hayâl kırıklığı içinde sorarlar:

-Hani bize? Hani bize?

Cevap pek meşhurdur:

“-Parayı veren, düdüğü çalar!”

&

Bu durumda:

“Bana düdük getirmedi” diye Hoca’ya da, arkadaşlarına da küsen, yetmezmiş gibi bir de kendini yerlere atıp “Bana ne! Bana ne! Ben düdük isterim!” diye tutturan bir çocuk olunabilir. Mümkün.

Kendisine düdük alınmayışından dolayı mahzun ve biraz da kıskanmış hâlde kenara çekilip sessizce ağlayan bir çocuk olunabilir. Bu da mümkün.

İçinden, “Hoca aslında iyi adamdır, bana neden düdük almamış olabilir ki?” diye geçiren, vaziyeti hüsn-ü zanla sorgulayıp anlamaya çalışan bir çocuk olunabilir. Bu da mümkün.

Hatasını hemen fark edip problemin çözümü için projeler üreten bir çocuk olunabilir. Bu da mümkünlerden bir mümkün.

&

Allah, kiminin birini bin eder, kiminin binini yerle bir eder. Para da düdük de niyete, ihlâsa, şuura göre neticesi değişen birer imtihan malzemesidir. Mâdem öyle, şunları söylemek gerekir:

“Bedelini ödemeyi akıl etmediğin için gelmemiş olan bir nimetten ötürü ağlayıp isyan ediyorsun. Hep birilerinden beklerken, sen, kime ne veriyorsun? Sadece almaya o kadar alışmışsın ki gören, cebinde akrep var zanneder. “Allah râzı olsun”, diye diye nicesinin ekmeğini, nicesinin de emeğini yedin. İş, karşılığını vermeye gelince, nedense duymazdan geldin. Biraz versen de Allah senden de râzı olsa, fenâ mı olur? Azıcık fazla çalışıp hayrını artırsan günah mı olur!? Bu cimrilik, bu hazıra konmuşlukla, ne dünyan, ne âhiretin mâmur olur!

Sana düdük almadılar diye pek mahzun oluyorsun. Yâhu sen hiç eline aldığı düdüğü şeytan için öttürenleri görmüyor musun? “İlle de düdük isterim” diye tuttururken hiç düşündün mü? Sen, çok zengin olmuş kaç kişi gördün ki sarhoşluğa kapılmamış, Allah ve Rasûlü’nün ölçülerine sımsıkı bağlı kalarak yaşamaya devam etmiş olsun? Kaç adamakıllı zengin kimse gördün ki varlığa hakkıyla sabretmiş, daha fazlasını kazanmak için zerrece taviz vermemiş olsun? Şu dünya üzerinde öyle babayiğitlerin sayısı bir elin parmaklarını geçti mi sanıyorsun?

Hem, Hoca hangi birinize yetişsin? Bir değil, beş değil kardeşim! Sen, o düdüklerin bedeli, toplamda ne tutuyor, biliyor musun? Evet, Hoca iyi adamdır; fakat para basmıyor. Onu, çok cömert olduğu için zengin sanıyorlar; ama çoğu zaman kendi payından kısarak etrafa dağıtıyor. Bu iyi bir şeydir, adına da “îsâr” derler. Ya senin yaptığına ne derler?

Neyse ki peşin hükümlü değilsin de işin aslını öğrenmeye çalışıyorsun. O halde iyi dinle: Durumunda bir gariplik var: Hem cenneti istiyor, hem hayrı hep Hoca’dan bekliyorsun. Kimse kimseye ırmak, köşk alamaz. Biraz aklın ve îmânın varsa tüm gücünü seferber et de Cennet’teki mekânlarının ve mülkünün parasını kendin hazırla.

Üret, sat, ölç, tart… Ashâb-ı Suffe den biraz nasip al da taştan su çıkart. Dilini “yok” demeye alıştırma. Hazreti Muhammed Mustafa aleyhisselâmın “Kesenin ağzını sıkma! Allah da sana sıkarak verir”(1) buyurduğunu hatırla. Zengin ol; lâkin şeytanın düdüğü olma. O ne demek dersen, anlatayım: Eğer para için prensiplerinden, dâvândan, kıymetlerinden tâviz vermeye başlarsan, Allah’ın yardımı kesilir. Allah yardımını kesince yalnız kalırsın. Allah’tan yalnızlaşmaya başlayınca, dünyaya sarılırsın. Sonra da bir bakarsın ki o masum düdük, olmuş şeytanın düdüğü. Önceden, çocukça bir saflıkla tatlı ve mânâlı ses veren düdük, bir de bakarsın ki şerrin tellallığına soyunmuş.

Kafanı ve kalbini iyi çalıştır. “Bana kimse destek olmuyor” diye sızlanma.“Ben kendime ve başkalarına destek olmak için ne yapıyorum?” diye sor. Nimeti paradan ibâret sayarsan, gönlünle, sözünle, sesinle de bağışlar yapabileceğini unutursun. Sana verilmiş olandan dağıt. Sanma ki nimet sadece pek kirli birkaç kâğıt! Vallâhi başka bir şey para kadar pis olsaydı, kimse elini sürmezdi. Oysa öyle mi? Bak, parasını isteyince, kimi adamları sıtma tutuyor. “Canımı al, paramı alma” havaları yüzünden, kimileri varlık içinde yokluk çekiyor. Bu tipler onca imkânın içinde, sadaka vermekten âciz kalanlardır. Bunlar, nefisleri için harcarken müsrif, Allah için harcarken cimri olanlardır.

Projeler üret; fakat para kazanmak uğruna her işi yapma. Parası var diye herkesle çalışma. Prensiplerin olsun. Veren ele bakmak lazım. Hayır için mi veriyor, şer için mi? Seni Allah için mi destekliyor, yoksa hırsı için mi? Ümmetsen, buna dikkat et. Seni Allah için îkâz edene, nefsini kabartıp da bozuk atma. Üreteceğin projeleri ve kazanacağın her şeyi Hakk’ın hizmetine sun. Böyle yaparsan bereketle tanışırsın. Böyle yapmazsan, günâha ve şikâyete alışırsın.

&

Gerçekleri kabûl etmek lâzım: Ne emeksiz yemek var, ne bedelsiz ekmek. Şu da bir hakikat ki Allah her kuluna bir ya da daha fazla istîdat / kuvvet / kabiliyet vermiş. Kabûl edilmesi gereken bir diğer husus da şu ki her kul elindekinden mes’ûl. Hem elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz. Üstelik hadis-i şerif var: Veren el alan elden üstündür (2). Bir de şu var: Birilerinin sırtından geçinen hazırcılardan değil, üreten, kendine yettiği gibi başkalarına da ikrâm edebilecek güce erişen cömertlerden olmak lâzım. Zâten azından veremeyene, bilmem ki çok ne lâzım!?

Hayır! Her şey para için değildir! Hayır! Her şey para ile değildir! Her para veren düdük alabilir belki; ama her düdük alan onu güzelce çalamaz. Düdüğün, hakkıyla çalmak için îmanlı, eğitimli, nefesi güçlü, kulağı duyarlı, mert, fedâkâr ve istekli, adam gibi bir adama ihtiyâcı vardır. Bu, birbirine muhtaç olma düzenidir ve dünyanın en önemli gerçeklerinden biridir.

Bu kadarla bitse iyi, her düdük çalandan Hak razı olmaz. Para gelsin, diye Hakk’ın râzı olmadığı işlere ve hâllere göz yumuyorsan, îmânında sıkıntı çıkmıştır. Kimileri diyor ki “Ne yapalım, çok daraldık.” Zaten imtihan, darlıkta sağlam durmayı gerektirmiyor mu? Âhireti kazanmak, en dar zamanda bile Allah için sabredebilmekle mümkün olmuyor mu? Seni Allah değil de para yürütüyorsa, o yol, yol mu?

Velhâsıl, hem Hoca her para verene düdük almamalı, hem her düdük aldıran, o düdüğü çalmamalı! Her para veren, değilse eren, duânın vaktidir:

Allah’ım! Bize rızân yolunda kullanmak üzere, hazmıyla ve şükrüyle birlikte, maddî mânevî kudret ihsân et. Hiç kimseye el açtırma, bizzat katından lûtfet. Âmin.

Neslihan Nur TÜRK

1- Buhârî, Zekât 21 2- Müslim, Zekât 96